MEB ELEKTRONİK KARNE UYGULAMASINI YÜRÜRLÜĞE KOYDU. ÇOCUĞUNUZUN KARNESİNİ
GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN


« Önceki |

25/2/2009

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Dünya Nasreddin Hoca'ya gülüyor

Ünlü mizah ustasının fıkralarının yer aldığı kitaplar birçok dile çevrilerek tüm dünyada yayımlanıyor.

Ünlü mizah ustası Nasreddin Hoca'nın fıkralarının yer aldığı Almanca, İngilizce, Arapça gibi farklı dillerde basılan kitaplar, yabancılardan büyük ilgi görüyor.

Konya'nın Akşehir ilçe Belediye Başkanı Mustafa Baloğlu, tüm insanlığa hoşgörü, kardeşlik, barış ve iyimserliği öneren gül-düşün ustası Nasreddin Hoca'nın dünyaya tanıtımı noktasında belediye olarak birçok hizmete imza attıklarını söyledi.

Nasreddin Hoca'nın hayatının ve fıkralarının yer aldığı çeşitli kitaplar bastırdıklarını ifade eden Baloğlu, ''Bunlar arasında 'Tüm yönleriyle Nasreddin Hoca', 'Anadolu ve dünya bilgesi Nasreddin Hoca', 'Dünyaya gülmek', 'Nasreddin Hoca fıkraları', 'Nasreddin Hoca Figürlü El Sanatları kitabı', 'Menakıb-ı Nasreddin Hoca' gibi eserler yer alıyor'' dedi.

FIKRA KİTAPLARINA YABANCILARDAN YOĞUN TALEP

Baloğlu, daha önce Nasreddin Hoca'nın fıkralarının yer aldığı ve hayatının anlatıldığı Arapça, İngilizce, Almanca ve Hollandaca olmak üzere 4 dilde kitaplar bastırdıklarını belirterek, şunları kaydetti:

''Bastırdığımız bu kitapları yurt dışında Hollanda, Fransa, Belçika, Türkmenistan, Almanya, Kırgızıstan, İran gibi birçok ülkeye gönderdik. Elçiliklerimiz aracılığıyla bunların dağıtımını sağladık. Fıkra kitapları için yabancılardan yoğun talep alıyoruz. Dağıtılan bu kitaplar Nasreddin Hoca'nın tanıtımı açısından çok etkili oldu. Çocuklar Nasreddin Hoca'yı öğrendi. Hoca ile ilgili kitapları okuyanlar, Nasreddin Hoca'ya ilgi duymaya, onun hayatını araştırmaya başladılar.''

NASREDDİN HOCA İLE İLGİLİ BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR ARTTI

Yaptıkları araştırmalarda, internette, kütüphanelerde, Hoca'yla ilgili yazıların, öğrencilerin kompozisyon ödevlerinin, bilimsel çalışmaların sayısının arttığını tespit ettiklerini dile getiren Baloğlu, ''Bu fıkra kitapları sayesinde yabancılar, mizahı konu alan, güldürürken düşündüren bir Türk bilge olduğunun farkına vardılar. Artık sadece Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde Nasreddin Hoca çok iyi biliniyor ve tanınıyor. Yani dünya Nasreddin Hoca'nın fıkralarıyla gülüyor'' diye konuştu.

Baloğlu, Nasredin Hoca'yı tüm dünyaya gerçek kimliğiyle tanıtmak için bundan sonra da çalışacaklarını bildirdi.

NASREDDİN HOCA ADINA YARIŞMALAR

Nasreddin Hoca ve Turizm Derneği Başkanı Taner Serin ise Hoca'nın felsefesinin dünya görüşü ve mizah anlayışının daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla her yıl çeşitli faaliyetler gerçekleştirdiklerini söyledi.

Her yıl Nasreddin Hoca ile ilgili ilköğretim okulu öğrencilerine yönelik mizah üzerine karikatür, resim ve afiş yarışmaları düzenlediklerini anımsatan Serin, 2007 yılında da uluslararası çapta Nasreddin Hoca fotoğraf yarışması düzenlediklerini bildirdi.

Akşehir Belediyesinin de farklı dillerde basılan fıkra kitapları olduğunu anlatan Serin, sivil toplum kuruluşları ve resmi kurumların yaptıkları çalışmalar sayesinde dünya çapında Nasreddin Hoca'ya olan ilginin ciddi şekilde arttığını kaydetti.

;

13/2/2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Çanakkale konulu hikaye yarışması

Yarımada Yayınları tarafından düzenlenen “Çanakkale Savaşları ve Zaferi” konulu hikâye yarışmasına başvuru için son 15 gün kaldı.

 

Yarışmaya katılmak isteyen Lise ve üniversite öğrencileri ile serbest öykü yazarlarının hikâyelerini 29 Şubat Cuma gününe kadar yayınevine teslim etmesi gerekiyor. Yarışmanın ödülleri, Mart ayında düzenlenen bir törenle sahiplerini bulacak.
 
Çanakkale Savaşı’na özel kitaplar yayınlayan Yarımada Yayınları tarafından düzenlenen “Çanakkale hikâye yarışması”na katılmak isteyenler için son 15 gün kaldı. Yarışmaya katılmak isteyen gençlerin yazdıkları hikâyeleri 29 Şubat’a kadar yayınevine teslim etmesi gerekiyor. Eser teslim süresi sona erdikten sonra yarışma için oluşturulan jüri hazırlanan hikâyeleri tek tek okuyarak dereceye girenleri belirleyecek.
Yarışmada derece yapanların ödülleri ise Mart ayında düzenlenecek bir törenle sahiplerini bulacak. Lise öğrencileri kategorisinde birinci olanlara 500 YTL, üniversite öğrencileri kategorisinde birinci olanlara 750 YTL, serbest yazarlar kategorisinde birinci olanlara ise 1.250 YTL para ödülü verilecek. Yarışmada dereceye girenlere, ayrıca Yarımada Yayınlarından kitaplar hediye edileceği belirtildi. Sponsorların da yarışmada derece yapanlara çeşitli sürpriz ödülleri olacağı ifade edildi.
Yayınevi editörü Zümrüt Sönmez,  yarışmadadereceye giren veya mansiyon alan hikâyeleri kitaplaştıracaklarını söyledi. Başvuru ve eser Teslim Adresi: Yarımada Yayıncılık, Kirmasti Mah. Nalbant Demir Sok. No:10/5 Fatih – İstanbul. Ayrıntılı bilgi www.yarimada.com.tr adresinden alınabilir.

;

9/6/2007

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kırmızı ibikli küçük tavuk

Zamanin birinde bir ciftlikte kirmizi ibikli kucuk bir tavuk yasarmis.

Tavuk kendi yiyecegini kendisi bulur ve bu guzel ciftlikte cok mutlu bir
hayat yasarmis. Bir gun bugday taneleri bulmus ve bunlari ekerek daha cok
yiyecek elde edecegini dusunmus. Ancak nasil ekecegini bilmedigi icin
arkadaslarindan yardim istemis:

"- Bu bugday tanelerini ekmek icin kim bana yardim edecek ?"

Ordek cevaplamis:

"- Ben yardim edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim.

Bugday yerine kahve ekersen, cok para kazanir ve istedigin kadar bugday
alirsin."

Domuz oradan seslenmis:

"- Ben de yardim edemem, ancak kahve ekersen urunlerini ben satin alirim."

Fare hemen atlamis:

"- Ben bugday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek icin gereken parayi sana
borc verebilirim, sonra odersin." Ticaretten ve tarimdan anlamayan kirmizi
ibikli sirin tavuk, bu sozler sonrasinda kahve ekmeye karar vermis ve
bugdaydan vazgecmis. Ancak kahve nasil ekilir bilmediginden yine yardim
istemis: "- Kahve ekmek icin kim bana yardim edecek?"

Ordek:

"- Ben yardim edemem, ancak kahvenin cabuk buyumesi icin gereken gubreyi
sana satabilirim" demis.

Domuz:

"- Ben kahve yetistirmekten anlamam ancak kahveleri zararli boceklerden
korumak icin ilaca ihtiyacin var, istersen sana satarim" demis.

Fare de:

"- Gubre ve ilac icin gereken parayi istersen sana borc olarak veririm "

demis.

Sonunda kirmizi ibikli tavuk calismaya baslamis, calismiiiiiis calismis.

Kahve yetistirmek bugday yetistirmekten daha zormus ve daha cok gubre ve
ilac gerekiyormus. Ama tavugumuz sonunda cok zengin olacagini hayal ederek
sabretmis. Ve sonunda hasat zamani gelmis ve gercekten de tavuk cok miktarda
urun elde etmis, kendisine yol gosteren arkadaslarina seslenmis:

"- Kahveleri satmama kim yardim edecek?"

Ordek:

"- Ben yardim edemem, ancak kahveleri islemek ve paketlemek icin benim
fabrikama getirmelisin."

Domuz:

"- Ben de yardim edemem, zaten her onune gelen kahve ektigi icin kahve
fiyatlari cok dustu, senin kahven bes para etmez."

Fare:

"- Ben bu islerden anlamam, ayrica artik sana verdigim borclari odemen
lazim."

Sonunda kirmizi ibikli kucuk tavuk gercegin farkina varmis ve bugday yerine
kahve ekmenin buyuk bir hata oldugunu anlamis, cunku borc icinde imis ve
yiyecek tek bir lokmasi yokmus. Acliktan olmemek icin yine yardim istemis:

"- Yiyecek bir kac lokma bulmama kim yardim edecek?"

Ordek:

- Ben yardim edemem, senin hic paran yok."

Domuz:

"- Ben de yardim edemem, zaten herkes kahve ektigi icin bugday eken de
kalmadi, yiyecek yok."

Fare:

"- Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borclarini odemedigin icin para yerine
senin tarlani almak zorundayim, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada
bogaz tokluguna calisip, benim icin bugday yetistirmene izin verebilirim.

Simdilerde bizim kirmizi ibikli kucuk tavugumuz, artik farenin olan eski
arlasinda bugday yetistiriyor ve karnini doyurmaya calisiyor.

Kaynak : İngiltere de ilkokullarda okuma kitabi olarak okutulan "The Little
Red Hen" kitabi.

;

17/4/2007

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

MSN KULLANANLAR DİKKAT

 (video aşagıda)


 
O gece mail kutusuna gelen bir notun 
tüm geleceğini etkileyeceğini nasıl bilebilirdi kahramanımız. 
Gönderilen dosyayı açtığında ekranı binlerce gül 
kaplamıştı. Her tıklamada yeni bir sayfa açılıyor ve her açılan sayfada 
değişik renklerde güller tüm ihtişamıyla gözler önüne seriliyordu. Son 
tıkladığında ise ekranda şöyle yazıyordu;
 
"Hiçbirisi senin gibi olamaz. 
Seni seviyorum..."


 

Fulya çok şaşırmıştı. Maili gönderene baktı ama bu isim onda hiç bir 
çağrışım yapmamıştı. Sonraki günlerde benzer mesajlar gelmeye devam 
etmişti. Her defasında farklı çiçekler kaplıyordu ekranını ve son sayfada yine aynı şeyler yazıyordu.
 
"Hiçbirisi senin gibi olamaz.
Seni seviyorum..."


 


 


Fulya bu esrarengiz kişiyi merak etmeye başlamıştı.

10.gece gelen mesajı yanıtlamayı düşündü. İster istemez etkilenmişti.

O günlerde kendini çok yalnız hissediyordu...

Kim acaba diye kendi kendine sorarken birden parmaklarının klavyeye uzandığını farketti.

"Bu çiçekleri bana neden gönderiyorsunuz?

Lütfen kimliğiniz hakkında bana bilgi verirmisiniz?...

" Yazdıkları sadece bu kadardı. Ardından iletisini göndermek için

"Gönder" tuşuna bastığında hayatının ne hale geleceğini asla bilemezdi...

 

Ertesi gece heyecanla mail kutusuna baktı. 
Yine aynı kişiden bir mail daha gelmişti.
 Yüreği dalgalı denizlere dönmüştü.Aceleci tavırlarla maili açtı. 
Bu defa tek sayfalık bir ekran vardı karşısında ve şunlar yazıyordu; 
"Beni gerçekten merak ediyorsan yarın öğleden sonra 
saat 2'de bilgisayarının 
başında ol ve msn‘nen açık olsun..." 
Fulya o geceyi biraz heyecanlı birazda huzursuz geçirdi...
 Gece boyunca hep bu konuyu düşündü. 
Kimdi, neyin nesiydi, neden her gün bu 
mailleri ona gönderiyordu...
Bu soruların cevabını bulamamıştı.


 

Ertesi gün saat 14.00'te ekranın başındaki yerini aldı ve msn'ide açtı. 
Bir süre sonra ilk mesajı almıştı.
"Merhaba çiçeğim..."
 Fulya kalbinin deli gibi atmaya başladığını hissetti...
"Merhaba...Kimsiniz?"


Sizi tesadüfen buldum.
 Bana gelen maillerden birinde sizin de adresiniz vardı.
 ___________@... çok dikkatimi çekmişti. O yüzden size her gece 
birbirinden güzel çiçekleri maillemeye başladım.
 -Peki ama "hiçbirisi senin gibi olamaz. 
Seni seviyorum" ne demek oluyor?
 -İkimiz de çiçekleri çok seviyoruz değil mi? O zaman birbirimizi de çok 
seveceğiz desem herhalde yanlış olmaz.
 Fulya ne diyeceğini bilemiyordu.
Uzunca bir süre cevap yazamadı.Sonra;
 -Bakalım zaman ne gösterecek. 
Bu arada kendini biraz tanıtırsan memnun olacağım.
 -Hiç gerek yok...Çünkü sen beni çok iyi tanıyorsun.
 Fulya iyice afallamıştı. 
Cevap yazmak için ekrana baktığında karşı tarafın 
çıkmış olduğunu gördü. Bir süre bekledi ama geri dönüş olmadı. Herhalde 
elektrikleri kesildi ya da başka bir sorun çıktı"
 diye düşündü...

 

O gece ve sonraki geceler meçhul kişiden hiç mail gelmedi.
 Her gün msn'i açıyordu ama orayada gelen giden yoktu. 
Fulya'nın içi içini yiyordu. 
Neler oluyordu? 
Hiç bir sorunun cevabını bulamamak git gide 
sinirlerini germeye başlamıştı. 
Aradan bir aydan fazla bir zaman geçmişti 
ve Fulya bu esrarengiz kişiyi unutmaya başlamıştı.


 

Bir gün çalıştığı iş yerine sivil polisler geldiler .
 Fulyayı arıyorlardı. "Benimle ne işleri olabilir" diye düşünürken odasına 
giren polislerden biri kollarına kelepçeyi takı vermişti. 
"Hey neler oluyor, ben ne yaptım ki" diye 
avaz avaz bağırmaya başlamıştı. 
Polisler bilgi vermiyordu. Sadece "Bizimle emniyete geleceksiniz"
 diyorlardı. Özellikle kollarına vurulan kelepçeler moralini çok bozmuştu.
 Neler olup bittiğini çözmesi  olanaksızdı. Emniyet Müdürlüğüne gidene 
kadar polisler tek kelime bile etmemişlerdi.


 

Kapısında "Dolandırıcılık Masası" yazan bir odaya girdiğinde hepten 
şaşkına dönmüştü. Masadaki görevli polis "Buyrun Fulya hanım oturun" 
deyince ilk sandalyeye kendini atıverdi.
 -Söyler misiniz neler oluyor? 
Bu bir şakaysa çok ağır bir şaka oldu.
Derhal bu oyunu kesin ..." 
Daha lafını bitirmemişti ki kendisine oturmasını rica 
eden polisin sert bir ifadeyle 
"Hep böyledir.Yaparlar ama kabul etmezler..."
 sözleri başını döndürmeye yetmişti. 
Birden fenalaştı ve olduğu yere yığılıp kaldı.
Gözlerini açtığında bir sedyede olduğunu farketmişti.
Boş gözlerle etrafına bakıyordu.


 

Biraz sonra kendisini iş yerinden alan polislerden biri yanına geldi.
 -İyi misiniz Fulya hanım? Kendinize geldiyseniz artık işimize bakalım.
 Güçlükle doğrulmuştu.
 Sonra polisinde desteğiyle tekrar o odaya girdiler. 
Aynı sandalyeye oturmuştu.
 -Fulya hanım, dolandırıcılıkla suçlanıyorsunuz. Banka hesabınızda son 15 
gün içinde tam 28 işlem yapılmış. Bu süre zarfında yaklaşık 4 trilyon lira 
hesabınıza yatmış ve oradan da başka bir hesaba havale edilmiş. 
 -Olamaz...Benim böyle şeylerden haberim yok.
Bankada 350 milyon liram var.
Bunun dışında da neler olup bittiğini bilemiyorum.  


 

-Fulya hanım,şimdi bize işbirliği içinde olduğunuz kişilerin adlarını 
vermenizi istiyoruz.
 -Siz neler diyorsunuz? Ne işbirliğinden bahsediyorsunuz?. 
 -Dolandırıcılık bayan...
 Genelde tek başına yapılmaz bu işler.
 Ayrıca bu kadar parayı ne yaptığınızı da bize derhal açıklayın.    
Fulya hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.
 Hiçbir şeye anlam veremiyordu. Artık ifade verebilecek durumda değildi. 
Sinir krizleri geçirmeye başlamıştı.
 Birden kendini parmaklıklı bir odada bulmuştu. Dışardan ölü bir ışığın 
içeri süzüldüğü rutubetli küçük bir odaydı. 
O geceyi sabaha kadar ağlayarak geçirmişti. 
Sabahın ilk ışıkları küçük  pencereden içeri süzüldüğünde gün 
ağlıyordu gözlerinde ve üşüyordu...

 

Bir süre sonra kapı açıldı ve bir kadın 
polis kolundan tutup kendisini takip etmesini söyledi. 2-3 dakikalık bir 
yürüyüş sonrasında tekrar ilk geldiği odaya varmışlardı.
 Fulya'nın yüzü solmuştu ve tir tir titriyordu.
Polisler ona sıcak bir fincan çay verdiler.
 Önce fincanın sıcaklığıyla ellerini ısıttı 
sonrada yudum yudum içmeye başladı.

 

-Başınız iyice dertte bayan...28 kişinin banka hesabından  kendi 
hesabınıza havaleler yapmış ve ardındanda 4 trilyonu 3 ayrı hesaba 
aktarmışsınız ve bu paralar ertesi gün ilgi hesaplardan  çekilmiş.
 -Benim hiçbir bilgim yok, ben bir şey bilmiyorum diyebildi..Ardından 
sarsıla sarsıla ağlamaya başladı.    
-Bugün savcılığa çıkaracağız 
sizi ve tutuklanacaksınız.İyisi mi bize yardımcı olun da şu işi çözelim. 
Fulya darmadağınık olmuştu.Hiçbir şeye anlam veremiyordu.
 Sonra "tutuklanacaksınız"
 sözünü hatırlayıp daha da büyük bir  korkuya kapıldı.O andan itibaren hiç 
konuşmadı. Fulya'yı bir başka odaya aldılar.Yaklaşık 2 saat kadar orda tek 
başına kalmıştı. Bu süre zarfında neler olup bittiğini asla anlayamadı.
 Sonra bir bayan polis geldi ve kendisini takip etmesini söyledi.
 Bu defa bir arabaya binmişlerdi. 
10-15 dakika sonrada savcının karşısına çıkarılmıştı.


 

Savcı 55-60 yaşlarında babacan tavırlı biriydi. 
(Nubar Terziyan'ın gençliği!!!)
 -Otur kızım deyişi Fulyanın içini birazcık da olsa rahatlatmıştı.
 -Anlat bakalım kızım. Nasıl başladın bu işe? 
(Nasıl düştün bu yollara? Nubar Terziyan soruyor)
 -Benim bahsettiğiniz işlerle hiç ilgim yok savcı bey dedi.
 Banka hesabınız öyle demiyor...
 Ne vardı banka hesabında. Neler olmuştu?
 -Bakın ayın 13 ünde sarıgül notuyla 750 milyar, 17'sinde beyaz zambak 
notuyla 2 trilyon ve 19'unda da siyah lale notuyla kalanını havale 
etmişsiniz.SARI GÜL, BEYAZ ZAMBAK,SİYAH LALE... 
Allahım neler oluyor diye 
beynini iyice zorluyordu.


 

Sarıgül...Beyaz zambak...Siyah lale...Birden irkildi. Bu olamazdı!!! Ona 
ilk gelen mesajda hep sarı güller vardı. Sonraki maillerde beyaz zambaklar, 
siyah laleler ekranı dolduruyordu.
 Ama bu nasıl olabilirdi? Savcıya doğru döndü ve kendisine gönderilen 
maillerden bahsetti. Savcı şaşkınlıkla onu dinliyordu.
 Maillerin bu işle ne alakası olabilirdi? Savcı ber bir yere telefon açıp 
birisinin odasına gelmesini istedi. Bir süre sonra odaya 
genç bir kız geldi ve
 -Fulya hanım.Siz bu hikayeyinizi baştan sona kadar hiçbir şeyi atlamadan 
bana tekrar anlatırmısınız ? dedi.


 

-Tabi dedi ağlamaklı sesiyle...Sonra olanı biteni anlatmaya başladı. Her 
gece gelen maillerden bahsetti. 
Sarı güllerden ,siyah lalelerden ...bahsetti. 
 -Bunların dışında bir şey daha olmalı dedi kız. Fulya herşeyi en ince 
ayrıntısına kadar anlattığını sanıyordu.
 -Peki. Siz hiç cevap yazdınız mı?
 -Evet bir kez yazdım Kim olduğunu merak ettiğimi sormuştum. 
O da bana bir 
sonraki gün msn de görüşelim demişti.
 -Yani siz onunla msn'de görüştünüz öyle mi?
 -Evet diye cevap verdi Fulya...


 

Sonra kız savcının yanına gitti ve Fulya'nın duyamayacağı şekilde bir 
şeyler anlattı. Sonrada aceleci adımlarla odadan çıktı. Savcı yanına 
gelmişti.
 -Bak kızım.Eğer anlattıkların doğruysa senin için bir ümit doğabilir. 
Yoksa gençliğine yazık olacak...
 Fulya hüngür hüngür ağlamaya başladı Savcı başını okşadı ve;
 -Koyverme kendini hemen. Dur bakalım bir şeyler bulabilecek miyiz...
 Sonra Fulyayı bir başka odaya aldılar.Aradan ne kadar zaman 
geçmişti.Dışarda neler olup bitiyordu. Daha ne kadar burada kalacaktı?
 Kapı açıldı ve savcı beyle diğer genç kız içeriye girdiler. Yüzlerindeki 
ifade Fulya'yı biraz olsun rahatlatmıştı. Gözü ağlamaktan kan çanağına 
dönmüştü.


 

-Hadi bakalım kızım evine gidiyorsun. Fulya ne diyeceğini şaşırmıştı. Yine 
ağlamaya başladı.Diğer kız yanına yaklaştı.
 -Benim adım Ayşe. Bilgisayar uzmanıyım.İfadeniz üzerine yaptığımız 
araştırma sonucu asıl dolandırıcıları tesbit ettik.
 -Peki ama bunun benimle ne ilgisi var?. Benim banka hesaplarımın bu işle 
ne alakası var? Ayşe gülmeye başlamıştı. -Bakın Fulya hanım sizi msn'de 
konuşmaya çağırmasının tek nedeni vardı. O da bilgisayarınızn IP numarasını 
öğrenmek... Sonrası onlar için çok kolay oldu.
 Bilgisayarınıza girdiler be sizinle ilgili tüm bilgileri ele geçirdiler.
 Sonra da başka hesaplardan sizin hesabınıza para aktardılar ve ardından da 
sahte isimlerle açtıkları kendi 
hesaplarına aktarıp buradan paraları çektiler.
 Fulya öylesine şaşkın öylesine çaresizdiki...
 -Hadi şimdi evinize gidin ve iyice dinlenin. Yarın sabah sağlıklı bir 
şekilde yeniden ifadenizi alacağız.
 Ayşenin de yardımıyla dışarı çıktılar. 
Güneş ışınları gözünü kör etmişti sanki...

 

Hemen bir taksi çevirip evine gitti. 
Alel acele kendini banyoya attı.
 Sonra bir fincan kahve hazırladı kendisine.Biraz rahatlamıştı. Sonra 
yatağına uzanıp derin bir uykuya daldı. Gece boyunca rüyalarında hep 
çiçekler gördü. Çiçekler ona saldırıyor, ter içinde bırakıyorlardı.
Hemen kalktı ve ilk iş olarak 
bilgisayarın elektrik bağlantısını kopardı.
 Perdeyi açıp dışarı baktığında ise hala Gün ağlıyordu gözlerinde.
 Üşüyordu...

 

Bu tamamen gerçek bir olay

Sizinle msnde görüşmek isterim.
 
UluTrAslan@hotmail.com UluTrAslan@gmail.com

;

23/3/2007

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Karga,"Gak" derse!

 

Kara karga gak dedi!
 
Karga gakladıkça diğer kuşlar sesinin çirkinliğiyle alay ediyordu. Bir de renginin karalığı yetmiyormuş gibi diğer kuşlar arasında ‘aptal karga’ diye ün salmıştı. Diğer kuşların hepsi mutluydu. Sesleri güzel renkleri alımlıydı. Dünyada derdi tasaları yoktu. Ne yapsa ne etse diğer kuşlara yaranamıyor, onlarla arkadaşlık kuramıyordu.

Aslında diğer kargaların böyle şeylere aldırdığı yoktu. Hatta ona kızıyorlardı. Bu küçük karga diğerlerinde gördüğü güzelliklerin kendisinde de olmasını istiyordu. Bu isteğini de bir türlü yenemiyordu.

Kuşlardan biri bir gün kargaya arkadaşça yaklaşarak sana bir şey söyleyeceğim, dedi. Karga çok sevindi. İlk defa bir başka kuş ona dostça, yaklaşıyordu. Dağdaki kızıl topraktan oluşan çamuru tarif etti.

-Çamur banyosu güzelleşmek için kullanılıyormuş. Üstelik rengini de değiştirirmiş, dedi. Senin de kırmızı tüylerin olabilir, diye ekledi.

Karga bu dostça tavsiyeden mutlu oldu. Hemen çamur havuzuna uçtu. Çamura girdi. Ama çamurdan kanatlarını kurtarmak için çok uğraştı.

-Her güzel şeyin bir zahmeti vardır, derdi annem. Bu da güzelleşmenin zahmeti olmalı, dedi kendi kendine.

Bu arada diğer kuşlar da toplanmış kargayı seyrediyordu. Hepsi ne güzel olmuşsun diyor, küçük karga mutluluktan uçuyordu. Zahmete değdi, dedi içinden. Diğer kuşlar kendi aralarında fısıldaşıp gülüşüyorlardı. Ama küçük karga üzerine alınmıyordu. Rengi değişince dost olduklarını sanmıştı.

Kargalar ise küçük karganın halini görünce şaşırdılar. Üstün başın çamur içinde, perişan olmuşsun, dediler. Küçük karga onları dinlemedi. Kıskanmayalım arkadaşlar, siz de gidin çamur havuzuna girin, sizin de olur dedi. Diğer kargalar ona bir şey anlatamayacaklarını anlayınca uzaklaştılar.

Az sonra bulutlar toplandı, yağmur çiselemeye başladı. Yağmur damlaları düştükçe karganın renkleri de dökülüyordu. Önce ala bula oldu, sonra eski haline döndü. Karganın etrafına toplanan kuşlar yine alay etmeye başladı. Karga bir oyuna getirildiğini anladığında artık çok geçti.

Aradan günler geçti. Ormana bir adam geldi. Kuşlara seslendi:

-Sesi, rengi güzel olan bütün kuşlar! Duyduk duymadık demeyin! Kuşlar ülkesinde ses ve renk yarışması düzenlendi. En güzel sesli ve en güzel renkli kuş seçimi yapılacak. Yarışmayı kazanan büyük ödüllerle birlikte, kuşlar ülkesine sultan olacak.

Bunu duyan kuşlar adamın etrafında toplandı. Adam, kuşlar ülkesinin yolunu sadece kendisinin bildiğini söyledi. Arabamı sizin için özel olarak hazırladım. Düşmeyesiniz diye özel olarak tellerle çevirdim, dedi.

Kuşlar kocaman kafese mutluluk içinde girdiler.

Tam karga da girecekken bir el kargayı kanatlarından tutup dışarı çıkardı. Adam: Karga kardeş sen baştan kaybettin, dedi gülerek. Diğer kuşlar da güldüler. Adam kapıyı kapatıp arabaya bindi. Şarkı söyleyerek yola koyuldu. Karga üzüntü içinde bari yarışmayı izleyeyim diye arabayı takip etti. Çok yoruldu; ama vazgeçmedi. Adam bir kasabaya vardı. Kuşları ayrı ayrı kafeslere koydu. Kuşlar ne olduğunu anlayamadan adam kafesleri dükkâna yerleştirdi. Kafeslerin üzerlerinde de bir etiket yapıştırdı. Yarışmayı sordular. Artık dükkânda kendi aramızda yaparız diye dalga geçti adam. Arkasından da pis pis sırıttı. Olanları şaşkınlıkla izleyen karga ilk defa renginden ve sesinden dolayı mutlu oldu.

Tüyleri kara olsa da kalbi ak paktı karganın. Arkadaşlarının bu durumdan kurtarmak istedi. Bir çözüm düşündü. Kuşları kafese koyan adam, işlerle uğraşırken gizlice içeriye girip saklandı. Akşama kadar bekledi. Akşam olunca adam dükkanı kapayıp evinin yolunu tuttu. Karga saklandığı yerden çıktı ve bütün kafeslerin kapısını tek tek açtı. Ama dükkanın kapısı kapalı olduğu için sabahı beklediler. Bu arada da kuşlar kargaya binlerce teşekkür edip onun ne kadar iyi yürekli olduğunu anlattılar.

Sabah olup da adam dükkanın kapısını açınca bütün kuşlar bir anda pır diye uçup göğe yükseldiler. dükkancı da şaştı bu işe. Kuşlar karganın etrafında kümelenip ormanlarına doğru uçup gittiler. Ve ondan sonra aptallığın da sadece kargalara mahsus olmadığını anladı. Bir daha başkalarına özenip kendinden utanmadı. Kargalar arasında mutlu bir hayat sürdü.

;

Eğitim/ Kültür/ Sanat/ Edebiyat

↑ Grab this Headline Animator



Fotoğraf Siteleri

Yarışma Sınav

MATEMATİK OYUNLARI

BİYOGRAFİLER

Matematik Animasyonları
(Animasyonlar-Sunumlar)

Eğitim Siteleri

İl Mili Eğitim Müdürlükleri

Ders Destek Merkezi


Online oyunlar

HAYVANLAR ALEMİ
National Geographic
PBS Nature

Oyun Siteleri http://www.soymet.blogcu.com'a HOŞ GELDİNİZ!..TRAFİK CANAVARLARINA DİKKAT!... YOLCULUGUNUZ SIRASINDA Lütfen TRAFİK CANAVARI Olmayınız..SİTEMİZDE İYİ ZAMAN GEÇİRECEĞİNİZİ UMUYORUZ.


free counters

Son Yazılar

Toplama Çıkarma

Online Müzik Dinlemek İçin Tıklayınız
Get Free Shots from Snap.com

Arkadaşlarım

hobilerimden

muratkurt

uygarradikal

fatoscb

genocide

gökhan kaplan

ling

HASAN YILMAZ

umutcocuklari

turkkceegitimi

yenilenmek

meyvelerinfaydalari

sena96

desoyoz

kelebek50

kiminelikimincebinde

benyaziyorum

yagmurzamani94

bilimhaber

imlakilavuzu

enguzelgunler

amanitaverna86

ramazan5a

kartanesi35

cilginogretmen

satiyorumsaaattim

ogretmen68

benyaziyorumflashheader

Bağlantılarım

Özel Arama

VİDEOLARIM







Blogcu ile yapıldı

VİDEOLARIM/Kısa Film-"SON UMUT"


*LÜTFEN İZLEYİN*

20/1/2008