MEB ELEKTRONİK KARNE UYGULAMASINI YÜRÜRLÜĞE KOYDU. ÇOCUĞUNUZUN KARNESİNİ
GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN


« Önceki |

15/7/2009

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Dünyaya farklı bir açıdan bakış -Video

Dünyaya farklı bir açıdan bakış  
Okyanusları, dağları, çölleri, nehirleri ile bugüne kadar yaratılmış en gösterişli sistem. Evet üzerinde yaşadığımız, hayatımızı devam ettirdiğimiz gezegen olan "dünya"dan bahsediyoruz.

Her bir köşesinde farklı bir güzellik barındıran bu yapı, yapılan araştırmalar sonucu 4,5 milyar yaşında olduğu düşünülüyor. İlk başlarda bir gaz kütlesi olarak oluşumuna başlayan dünya, zaman geçtikçe sertleşerek günümüzdeki son halini aldı. 4,5 milyar yıllık tarihinde sayısız olaylar yaşayan gezegenimiz, insanlar için yaşama olanağı sunduğu en güzel dönemini geçirmektedir.
İZLEYİN

;

18/5/2009

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

YER KABUĞU NELERDEN OLUŞUR?

Dünyamız katmanlardan oluşur. Bu katmanlar içten dışa doğru sırayla;

1- Ağır Küre (Çekirdek): Dünyanın en iç katmanıdır. Demir-nikel karışımdan oluşur.

2- Ateş Küre (Magma): Bu kürede bulunan erimiş kayalar (magma) yanardağlardan püskürerek volkanları oluşturur ve yeryüzüne çıkar. Alt ve üst manto olmak üzere 2 ye ayrılır.

3- Taş Küre ( Yer Kabuğu): Yer yuvarlağının en dış katmanıdır. Canlılar bu katmanda yaşarlar. Katı ve kırılgan levhalardan oluşurlar.

4- Su Küre: Okyanuslar, göller, denizler, akarsular, buzullar, yer altı suları olmak üzere yeryüzünün yaklaşık % 71 i sudur.

5- Hava Küre ( Atmosfer): Yeryüzünü saran gaz örtüsüdür.

KAYAÇLAR

-          Yer kabuğu katı ve kırılgan levhalardan oluşur. Bu levhaların yüksek olan yerleri kıtaları alçak olan yerleri okyanusları oluşturur.

-          Levhalar hareketli oldukları için yeryüzünün şekli sürekli değişir.

-          Levhaların birbirinden uzaklaşması sonucu oluşan çatlaklardan magma yeryüzüne çıkar ve soğuyup katılaşarak kayaçları oluşturur.

Kayaç: Bir veya birden fazla mineralden oluşan ve yerkabuğunun temel malzemesi olan kütlelere denir.

 

 

 

Oluşumlarına Göre 3 e ayrılırlar:

 

                          Magmatik (Püskürük) Kayaçlar         Tortul Kayaçlar              Başkalaşım Kayaçları

 

1- Magmatik (Püskürük) Kayaçlar:
a- Ateş kürenin yapısında bulunan erimiş magmanın yeryüzünde veya yer kabuğunun derinliklerinde soğuyarak katılaşmasıyla oluşurlar.
b- Bazı magmatik kayaçlar yer kabuğunun içinde soğuyup katılaşır. Bunlarda soğuma yavaş olur bu nedenle çok sert ve iri tanelidirler. Örnek: Granit
c-Bazı magmatik kayaçlar yeryüzünde soğuyup katılaşırlar. Bunlarda soğuma hızlı olduğu için genellikle yumuşak ve küçük tanelidirler. Örnek: Andezit, bazalt, obsidyen (volkan camı), volkan tüfleri, sünger taşı.
d- Magmatik kayaçların içinde fosil bulunmaz.

 

Örnek:

Ali: Magmatik kayaçlar, yapılarında en fazla fosile rastlanan kayaç tipidir.               

Didem: Magmatik kayaçlar, magmadan oluştukları için hep çok sıcaktır. 

Murat: magmatik kayaçlar yer üstünde oluşabildiği gibi, yer kabuğunun içinde farklı derinliklerde de oluşabilir.

Söylenenler hangisi ya da hangileri doğrudur?

2- Tortul Kayaçlar:
Yer yüzünde akarsuların ve rüzgarların sürüklediği maddeler göl, deniz, okyanus ve çukur yerlerde çöker ve zamanla üstü üste gelerek basıncından etkisiyle tortul kayaçlar oluşur.

      

         KİMYASAL                                MEKANİK                                         ORGANİK

 Suda kimyasal yolla           Akarsuların, rüzgarların kayaçlardan      Bitki kalıntılarının deniz

çözülebilen minerallerin           kopardıkları parçaları çukur yerlerde      ya da göl çukurlarında

çökerek birikmesi sonucu:       biriktirmesiyle: kum, kil, çakıl              birikmesiyle: taş kömürü,

Sarkıt, dikit, tüf, traverten,                                                              linyit.

kaya tuzu, kalker(kireç taşı)                                                        hayvan atıklarının 

                                                                                                   birikmesiyle: mercan,tebeşir 


Tortul kayaçların içinde fosil bulunur.

                    

3- Başkalaşım Kayaçları:

Ø   Magmatik ve tortul kayaçların yüksek sıcaklık, basınç, sıkışma etkisiyle değişikliğe uğraması sonucu oluşan kayaçlardır.

 

 

 

Ø Kalker -başkalaşım-Mermer

      Ø Kil      -başkalaşım- Fillat
  Ø  Granit -başkalaşım-Gyans
     Ø  Kömür -başkalşım- Elmas

NOT: TÜM KAYAÇLAR BİRBİRİNE DÖNÜŞEBİLİR.

Alıntı

;

27/10/2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Arıların tek işi bal yapmak değil

Arılarının tek işinin bal yapmak olmadığı, nektar ve polen topladıkları çiçeklerin döllenmesini ve ürün oluşmasını sağladıkları bildirildi.

Arılarının tek işinin bal yapmak olmadığı, nektar ve polen topladıkları çiçeklerin döllenmesini ve ürün oluşmasını sağladıkları bildirildi.

TEMA Vakfı Arıcılık Danışmanı ve Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet İnci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bitki örtüsünün çok çeşitli olduğu Anadolu'nun, dünyanın en verimli bazı arı ırklarından olan Kafkas, Anadolu, Meda, Suriye, Kıbrıs, Muğla ve Karnica cinsi arıların da anavatanı olduğunu söyledi.

Anadolu insanının 3 bin yıllık bir arıcılık geleneği bulunduğunu ifade eden İnci, ''Arı'' denildiğinde ilk olarak balın akla geldiğini, ancak arıların tek işinin bal yapmaktan ibaret olmadığını, arıların nektar ve polen topladıkları çiçeklerin döllenmesini ve ürünün oluşmasını sağladıklarını vurguladı.

Arıların 1 gram (bir damla) balın üretimi için yaklaşık 120 bin çiçeği ziyaret ettiklerini anlatan İnci, şu bilgileri verdi:

''Bitkilerin gelişmesinde, tarımsal ürünlerin oluşmasında ve hayvancılığın ana girdisi olan yem bitkilerinin veriminde, arılar su ve gübre kadar önemlidir. Özellikle zararlı böcek mücadelesi yapılan tarım alanlarında, diğer dölleyici böcekler öldükleri için, döllenmede mutlaka bal arısına ihtiyaç duyulmaktadır. Ayçiçeğinde hiç döllenmeyen tarlalardaki verime göre, arılarla yeterli döllenen tarlalardaki verimin 5 kat arttığı görülmektedir. İdeal döllenme için her 3 dekar ayçiçeği tarlasında 1 arı kolonisi bulundurulması gerekmektedir. Bu bir koloni 3 dekarlık alandan 20-30 kilogram arasında bal toplayabilmektedir. Bir koloninin 3 dekarlık ayçiçeği tarlasında sağladığı ürün artışının değeri, ürettiği balın değerinin en az 10 katıdır.''

''Yeni dünya'' meyvesinde arılarla döllenmeyen ağaçlarda çiçeklerin yüzde 4'ünün meyve tuttuğunu, arılarla döllenmiş çiçeklerde ise meyve tutma oranının yüzde 83'e çıktığını belirten İnci, yem bitkisi olan yoncada arılarla döllenmeyen tarlada tohum bağlama oranının 1-2, arılarla döllenen tarlada ise bu oranın yüzde 53 olduğunu vurguladı.

Bu örnekleri teyit eden binlerce bilimsel araştırma bulunduğuna işaret eden İnci, ''Arının polinasyon özelliğini bilen Albert Einstein, arılar olmazsa tarımsal ürünün de olamayacağının önemini vurgulamak için, arılar öldüğünde insanların da aç kalarak yaşamlarının biteceğine işaret etmiştir'' dedi.

Türkiye'de var olan 120 bin bitkinin büyük bölümünün nektarlı ve polenli olduğuna ifade eden İnci, sözlerini şöyle tamamladı:

''Rehabilite edilecek bozuk mera ve orman alanlarına paralel olarak ballı bitkiler miktar ve çeşit olarak daha da artacaktır. Balın dış satım şansı yüksektir. Bu imkanlar iyi değerlendirilerek, Türkiye arıcılığını bugünkünün en az 10 katı büyütmek mümkündür. Diğer yandan halen 225 bin ton bal ithalatıyla çok önemli bir pazar olan AB topluluğunun bal açığını karşılamada Türkiye'nin diğer tarımsal ürünlerinin hiç birisinde olmayan önemli bir şansı bulunmaktadır.''


;

21/10/2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Genleri değiştirilmiş bitkiler

Genleri değiştirilmiş bitkilerGenetik bilimi 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilimsel literatürde önemli bir yer kazanmaya başladı. Hatta günlük hayatımıza da girdi. Hani sürekli "hormonlu besinler"den bahsediliyor ya, artık işler onun da ötesine geçti ve genetik özellikleri değiştirilmiş besinler ortaya çıktı.
Tarımda biyoteknoloji kullanımı yaklaşık 40 yıldır yoğun olarak sürmekte. Şu ana kadar, aralarında domates, patates, mısır, pirinç ve fasulye de olan hemen hemen 40 adet genetiği değiştirilmiş bitki üretilmiş. Bu ürünlerin bazı ülkelerde ticari ürünler olarak satışa sunulmasıyla birlikte bu konuda yoğun tartışmalar yaşanmaya başlamış. Bu tartışmalar halen sürüyor. Genetik teknolojilerin tarım alanında kullanılmasını destekleyenler olduğu kadar buna karşı çıkanlar da var. Bu çatışma genelde ABD ve Avrupa arasında yaşanmakta. ABD ve genel olarak Amerika kıtasındaki devletler bu ürünlerin üretimi ve ticaretine destek oluyorlar. Genetik olarak değiştirilmiş tarım ürünlerinin %98'i ABD, Kanada ve Arjantin’de yetiştiriliyor. Avrupa ise konuya oldukça temkinli yaklaşıyor.
Genetik müdahale konusunda somut bir örnek verelim. Genetik mühendislik sayesinde herhangi bir canlıdaki genler başka bir canlıya aktarılabiliyor. Örneğin bir balıktan alınan genler bir domatesin içine yerleştirilebiliyor. Üzerinde genetik müdahale yapılmış olan domates, balıktan aktarılan bu gen nedeniyle soğuktan korunması gerektiğini "düşünerek" antifriz maddesini üretiyor. Böylece bitkinin soğuğa karşı dayanıklılığı artmış oluyor. Yine domates üzerinden gidecek olursak, geleneksel yöntemler kullanılarak yapılan tarımda 1 kilo tohumla 10-15 kilo domates üretmek mümkünken, genetik yapısı değiştirilmiş tohumlar kullanıldığında yalnızca bir avuç tohum kullanarak bir kamyon dolusu domates elde edebiliyoruz.
Genleri değiştirilmiş bitkilerGenetiği değiştirilmiş bitkileri savunanlar, 21. yüzyılın en büyük sorunlarının çözümü açısından bu bitkilerin çok şey vaat ettiğini iddia ediyor. Bu yöntemle dünyanın hızla artan nüfusu için kaynak sağlanacağını ve insanların beslenmelerinin iyileşebileceğini düşünüyorlar. Biyoteknoloji, tarım ürünlerinin zararlı virüsler ve böcekler gibi çeşitli faktörlere karşı dayanıklılığını artırma, verimliliklerini ve besin değerlerini artırma gibi iddialar taşıyor. Bütün bunlar ilk başta kulağa çok hoş geliyor elbette; ancak genetiği değiştirilmiş organizmaların insanlığa ve dünyaya yarardan çok zarar getireceğini savunanlara da kulak kabartmak gerekiyor.
Genleri değiştirilmiş bitkilerBu organizmaların en büyük olumsuz etkilerinden biri biyolojik çeşitlilik üzerinde görüleceğe benziyor. Bu bitkilerden uçan veya böceklerle taşınan polenler diğer bitkiler için ciddi bir genetik kirlilik yaratıyor. Birkaç yıl önce İngiliz hükümeti tarafından yayımlanan bir raporda genetik ürünlerin ekolojik sistem açısından tehlikelerine dikkat çekilmiş ve bu bitkilerin İngiltere'de bazı kuş türleri de dahil olmak üzere bir dizi türün 20 yıl içerisinde yok olmasına yol açabileceği belirtilmiş. Yine bilim insanlarının yaptığı benzer bir çalışmaya göre genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin ekimi çevredeki böcek, kuş ve yabani bitki türlerinin sayısını önemli ölçüde azaltarak çevreye zarar veriyor. Bu çalışmalar duruma dair sadece birkaç örnek.

Dünya üzerindeki canlı ve cansız varlıklar kendi aralarında sürekli bir etkileşim halindedir. Bütün mikroorganizmalar, bitkiler ve hayvanlar; onların yaşama ortamlarını sağlayan hava, su, toprak ve iklim unsurları hep beraber bir ekosistem oluşturur. Bu ekosistemi oluşturan unsurlar arasındaki ilişkiler herhangi bir sorun oluşturmadan sürekli bir döngü biçiminde varlığını sürdürüyorsa, bu durum o ekosistemin dengede olduğunu gösterir. İşte buna doğal denge diyoruz. Herhangi bir canlı organizmaya yapılacak bir müdahale ise bu dengenin en önemli unsurlarını bozma tehlikesi taşıyor.
Peki, genetiği değiştirilmiş organizmaların insan sağlığı üzerinde ne gibi etkileri olabilir? Bu organizmalar alerjik ya da bağışıklık sistemine dair reaksiyonlara yol açabilir, bu ürünlerde sıklıkla kullanılan antibiyotik dirençli genler bazı hastalıkların antibiyotikle tedavi edilememesine sebep olabilir, kanser etkisine varan sağlık tehditleri yaratabilir ve yeni genler orijinal genlerin kendilerini ifade etme şekillerini değiştirip başka sonuçlar doğurabilir. Ayrıca insan sağlığı üzerinde doğrudan bir etki yaratmayacak oldukları kanıtlansa dahi, bozulan ekolojik denge insan türünün de yaşamını tehdit eder hale gelebilir.
Genleri değiştirilmiş bitkilerGenetik tarımı destekleyenlerin en büyük argümanlarından biri de dünya üzerindeki ciddi açlık sorunu. George W. Bush birkaç yıl önce şöyle diyordu: "Dünyanın çok büyük bir kısmı açtır ve genetik olarak değiştirilmiş bitkiler verimi yüksek, hastalıklara dayanıklı üretim doğururlar. Dolayısıyla dünyanın açlığını önlemenin tek yolu, genetik olarak değiştirilmiş organizmaların üretimini gerçekleştirmektir." Yalnız çok açık bir gerçek var ki, dünyadaki açlık sorunu besin üretimindeki yetersizlikten kaynaklanmıyor. Bu tam anlamıyla politik bir sorun. Yeryüzünde yapılan toplam tarımsal üretim bugün dünyanın tümünü doyurmaya yetecek miktarda. Ancak bu üretimin dengesiz dağılımı sonucu dünyada yaşayan insanların neredeyse yarısı aç ya da açlık tehdidi altında yaşıyor. Son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde çöpe atılan besinlerle Afrika kıtasında açlıkla boğuşan tüm insanları doyurmak mümkün. Kısacası dünyadaki açlık sorununu gidermek için insan sağlığı ve çevremiz için riskler taşıyan bir teknolojinin kullanılmasından ziyade küresel çapta politikalar üretmek gerekiyor.
Genleri değiştirilmiş bitkilerBu konuya biraz da üreticiler yönünden bakalım. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin tohumları, dünya çapında belli başlı birkaç şirket tarafından üretilmekte. Üstelik bu bitkiler "patentli". Yani bu tohumları geliştiren şirketler, bunlar üzerindeki mülkiyet hakkını sonsuza kadar koruyor. Çiftçiler hasattan sonra ellerinde kalan tohumları yeniden ekmek isterlerse şirketlere lisans bedelleri ödemek zorundalar. Örneğin; çiftçiler her patentli tohum ya da her patentli tavuk için lisans bedeli ödüyorlar. Üstelik bu ödeme bir kereye mahsus da değil; bu tavuktan üretilmiş tüm tavuklar, hatta 20 sene içerisinde üretilen bütün tavuklar için geçerli. Herhangi bir bitkiyi, canlı bir varlığı, bir kimyasal madde ya da teknolojik bir ürün gibi patentlemenin ne kadar etik bir davranış olduğu da ciddi tartışmalar yaratıyor.
Bugün Avrupa'daki pek çok ülke, ABD'nin aksine, genetiği değiştirilmiş organizmalar üzerinde belirli yasaklar ve kısıtlamalar getirmekte. Bu ürünler bu ülkelere ya hiç giremiyor ya da üzerlerinde genetiği değiştirilmiş olduğuna dair bir etiketle girebiliyor. Böylece son tüketicinin bu ürünün nasıl bir yöntemle üretilmiş olduğunu öğrenme hakkını koruyorlar. Genetiği değiştirilmiş ürünler üreten firmaların faaliyetleri ise Avrupa Birliği içerisindeki pek çok ülke tarafından yasaklanmış durumda. Türkiye'de ise bu ürünler konusundaki çalışmalar çok kısıtlı. Bu konunun ülkemizde de bir an önce tüm yönleriyle incelenerek gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını umut ediyoruz.
İşte Genç'ten alıntıdır

;

23/3/2008

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bilgisayarlar oturma odasına

 

Bir uzmana göre, “bilgisayarın çocuk odası yerine salona konulması, ailelerin teknoloji konusunda bilgili olması” çocukları sanal âlemin uygunsuz ortamlarından koruyor

İngiltere Başbakanı Gordon Brown’ a sunulan bir komisyon raporuna göre, bilgisayarlar çocukların odasında değil, mutlaka oturma odalarında bulunmalı. Ebeveynler ancak bu yolla çocuklarının uygunsuz içerikli materyalleri görmesi engellenebilir. Televizyon psikoloğu ve ebeveynlik uzmanı Tanya Byron’un bilgisayar oyunlarının etkisi konusunda Brown’a sunmak için hazırladığı raporda hangi şartla olursa olsun, çocukların bilgisayarı ebeveynlerinin gözetimi altında kullanması gerektiği vurgulanıyor.
Rapora göre, ebeveynler de mutlaka bilgisayar oyunları ve internet konusundaki bilgilerini artırarak, bilgisayar kuşağından olan çocuklarıyla aralarındaki teknolojik kuşak farkını kapatmalı

DIŞ HABERLER SERVİSİ

;

Eğitim/ Kültür/ Sanat/ Edebiyat

↑ Grab this Headline Animator



Fotoğraf Siteleri

Yarışma Sınav

MATEMATİK OYUNLARI

BİYOGRAFİLER

Matematik Animasyonları
(Animasyonlar-Sunumlar)

Eğitim Siteleri

İl Mili Eğitim Müdürlükleri

Ders Destek Merkezi


Online oyunlar

HAYVANLAR ALEMİ
National Geographic
PBS Nature

Oyun Siteleri http://www.soymet.blogcu.com'a HOŞ GELDİNİZ!..TRAFİK CANAVARLARINA DİKKAT!... YOLCULUGUNUZ SIRASINDA Lütfen TRAFİK CANAVARI Olmayınız..SİTEMİZDE İYİ ZAMAN GEÇİRECEĞİNİZİ UMUYORUZ.


free counters

Son Yazılar

Toplama Çıkarma

Online Müzik Dinlemek İçin Tıklayınız
Get Free Shots from Snap.com

Arkadaşlarım

hobilerimden

muratkurt

uygarradikal

fatoscb

genocide

gökhan kaplan

ling

HASAN YILMAZ

umutcocuklari

turkkceegitimi

yenilenmek

meyvelerinfaydalari

sena96

desoyoz

kelebek50

kiminelikimincebinde

benyaziyorum

yagmurzamani94

bilimhaber

imlakilavuzu

enguzelgunler

amanitaverna86

ramazan5a

kartanesi35

cilginogretmen

satiyorumsaaattim

ogretmen68

benyaziyorumflashheader

Bağlantılarım

Özel Arama

VİDEOLARIM







Blogcu ile yapıldı

VİDEOLARIM/Kısa Film-"SON UMUT"


*LÜTFEN İZLEYİN*

20/1/2008